Kafdav Giriş






Şifrenizi mi kaybettiniz?
Kayıt Olunuz

KHABARDEYCE KELİMELERİN OLUŞUMU-3
Prof.Dr.Hayri DOMANİÇ
(Nart-11, Ocak-Şubat 1999)

Khabardeyce’de “kalp” ve “araba” olmak üzere birbiri ile ilgisiz iki esas anlam taşıyan “GU” kelimesinden üretilen ve her biri, gramerine sadık kalınarak, doğal bir şekilde, kolay, zevkli ve eşsiz kalitede türetildiği için, (çağlar boyunca ve hala yazı kullanılmamasına, yahut asırlarca sekteye uğramasına
rağmen) unutulmayan ve değişik şivelerinde de benzerleri bulunan kelime, deyim ve atasözlerini beş gruba ayırmak mümkündür:

A- Bedenin bir tarafı, yön, organın bir bölümü, özellikle ortası, herhangi bir şeyin ve bir fonksiyonun merkezi,

     bölge, yer, coğrafi alan, yeryüzü, gökyüzü ifade eden ve yüreğin öneminden ve merkeziyetinden mülhem bazı

     istisnai isimler,
B- Olumlu duygular,
C- Olumsuz duygular,
D- Akıl, zeka, düşünce, anlayış, anlaşma, hatıra,
E- Kalple hiçbir ilgisi bulunmayan “araba” ile ilgili grup,

     Türkçe “gönül” denilen kavramın, belli başlı batı dillerinde bulunmadığı ve genellikle doğuya has bu mefhumun batı lisanlarına henüz yeni yeni ithal edilmeye uğraşıldığı, dil konularıyla ilgilenenlerce ifade edilmektedir. Şayet böyle bir arayış varsa, Kafkas dillerine müracaat etmeleri gerekir. Zira, bizim dilimizde “gönül” ile az çok ilgisi olmayan kelime yok gibidir.
Bu inceleme tamamlandığında, daha bariz bir şekilde görülecektir ki:

• adeta yüreği ile konuşan
• hemen hemen her sözü ve her fiili gönül terazisinde tartan ve yargılayan,
• neticede, GUM YEGK’U = Gönüle Yakışan’a itibar gösterip, GUM YEMUGK’U = Gönüle Yakışmayan’ı yadırgayan

    ve yasaklayan,
• cebri kuvvet desteğindeki yazılı kanun ve anayasaların beceremediğini, sadece bu YEMUGK = Ayıp sözcüğüyle

    tüm tarihinde başaran bu duygusal, zeki ve hatta filozof millet, sadece iki harften ve tertemiz gönlü ile dupduru zekasını buluşturduğu bir organdan ibaret GU sözcüğüne dayalı en az 700 kelime, deyim türetmiştir. Bu benzersiz muhteşem sayı, değişik ve kısacık ek ve ifadelerle 3-5 bini de bulabilir. Ve esasında, kuralına sadık üretim halen devam da etmekte olup, bu dil canlıdır, mana ve hayat doludur.
    THAM YA GUM HODU KARIYT ve THAM YA-G’U ZINESIM YA-İ LHE-A-SU DUNAYM TIRİYĞAT. (Allah, gönülleri gibi (tertemiz niyetleri gibi) zenginlikler ve güzellikler versin… Gönüllerinin-hayallerinin ulaşabildiklerine, fiilen elleri-ayakları ile de uzanıp ulaşabilsinler.) Böyle varolsunlar, aklı, zekayı, sevgiyi, yergiyi, anlaşmayı, ülkeyi ismen buluşturdukları tek yürek gibi bir ve beraber olsunlar.
     Nart Dergisi’nin Temmuz-Ağustos 1998 tarihli 8. sayısında yayımlanan 2 no’lu incelemede GU sözcüğünden türetilen 18 kelime irdelenmişti. Latin alfabesi ile yazımından kaynaklanan zorluk dışında, eleştirilmesi istenen müteakip kelimeler de şöyledir:

A- “GU” KELİMESİNDEN ÜRETİLEN VE ÖZETLE ORGAN VE YER İFADE EDEN BAZI İSTİSNAİ İSİMLER:
 

      Önemli bir sayı oluşturan bu grup kelimeler, tamamen istisna da olmayıp, yüreğin bedendeki yeri, fonksiyonu, hayatın ve her şeyin esası, önemli unsuru olmasından ilham alınarak türetilmişlerdir, kavram bütünlüğüne sahip bir silsile teşkil etmekte ve muntazam kurallara dayalıdır:
19) Evvela, istisnanın istisnası olarak GU kelimesi, mide anlamına da gelir. Mide de bedenin tam merkezinde ve

       önemli bir organ olduğundan buna GU denmiş veya kalple karıştırılmış da olabilir.
20) Veya Aç Karnına derken kullanılan GU-NEJ-U tarifi, sabah sabah uyanınca gönlün boş halini, yahut GU

        kelimesi aynı zamanda -ilerde inceleneceği üzere- akıl, kavrayış gibi anlamlar da taşıdığından, bilincin tam

        yerine gelmediği, boşlukta olduğu (JEY BEAŞKHO gibi) uyku semesi vaziyetini anlatıyor da olabilir.
21) El anlamına gelen “A” kelimesi ile basitçe kalp denilen GU kelimesi birleştirilerek türetilen A-GU (AG’u)

       kelimesi; elin kalbi, yani elin önemli bölümü, kalbin bedendeki gibi merkezi, ortası ve Türkçe tam karşılığı

       olarak AVUÇ İÇİ demektir. Kafkas danslarında avuç içlerini birbirine vurarak yapılan tempoya da AGU

       YEWOEN ve kısaca AGU denir.
22) Aynı şekilde LHE = Ayak kelimesi ile yapılan LHE-GU kelimesi de ayağın kalbi, ortası, yani avuç içi gibi

       merkezdeki çukur bölge, ayak altı ve özetle TABAN oluyor. (Buna benzer bir de, ayak altı anlamında LHA-BJE

       kelimesi de var ve sadece ayak için değil, genel olarak her şeyin altı için söylenebilir.)
23) Yukarıdaki kelimenin fiil şekli LHE-GU-N ise, ayak altı etmek ve yerleşik mecazi anlamıyla bir kuralı veya

       manevi değeri çiğnemek, ihlal etmek, hiçe saymak demektir.
24) JŞIPKHAR WU-LHE-GU-N deyimi de; yapılası şeyi, mesela gerçeği söylemek, dürüst davranmak gibi maruf

       (iyi olarak tanınmış) kuralları ayak altı etmek, çiğneyip geçmek anlamındadır.
25) LHE-PE-GU:  Burun, ön, uç anlamındaki PE ile yapılan LHA-PE yahut LHE-PE; ayak ucu demektir. Yani ayağın

       ön tarafındaki taraklı, parmaklı kısma denir. Bu bileşik kelimeye bir de bölge-alan anlamıyla GU eklenerek

       türetilen LHE-PE-GU kelimesi de; bu defa bir küçük alanı, ayağın önünü merkez alan yakın çevresini ifade

       eder.Aynı ayak ucu bölgesini tanımlayan bir de LHE-PAĞ kelimesi var ve THAMIŞGKEM Yİ BPEŞŞHAĞ

       WUTEYLHİN NAH, BEYİM Yİ LHE-PAĞ WUİYLHİN atasözü de; “Fakirin başucunda/baş yastığının üstünde

       yatacağına, zenginin ayak ucu bölgesinde kıvrılmak daha iyidir, buna tenezzül etmek bile daha faydalıdır”

       anlamındadır.
26) ŞHA-FE-GU: ŞHA = baş; FE = deri, yüz, yüzey demektir ve ŞHA-FE de başın yüzeyini ifade eder. Bu kelimeye

       de orta-merkez anlamıyla GU eklenerek yapılan ŞHA-FE-GU ise tepenin tam ortasını tanımlar.
27) ŞHA-ŞU-GU kelimesi de yukarıdaki bileşik kelimenin aynıdır. Yüz, deri ifade eden sözcükteki “F” sesinin şive

       değişikliği ile “Ş” yapılmasından ibarettir. “Ş” sesini yoğun bir sıklıkla kullanmayan ve yerinde kullanan,

       örneğin; Şeker yerine ŞO-ŞUĞ değil, (atalarımızın ilk gördüğü anda, önceden tanıdığı tuza benzettiği toz

       şekerini tadınca edindiği izlenimle bu defa bala benzetip) Bal-tuz, bal gibi tatlı tuz anlamında FOW-ŞUĞ/ FO-

       ŞUĞ diye isimlendiren ve Kadın kelimesini de ŞUZ değil, FIZ diye seslendiren Uzunyayla Khabardey

       Adıyebze’sinde de her nasılsa kabul görmüş bulunan bu ŞHA-ŞU-GU kelimesi de yine ŞHA-FE-GU gibi başın,

       tepenin, tam ortasını ifade etmektedir.
28) NE-TE-GU:  NE = göz demektir ve TE = üstü, yahut kaldıran = ZI-AT anlamıyla ilgilidir. Yani, NA-TE = gözün

       üstü, (belki de göz kapaklarını yukarı çeken, kaldıran) manasında ve her halükarda ALIN demektir. GU ilavesi

       ile yapılan NE-TE-GU kelimesi de alnın tam ortasını tanımlar. Mesela, Yİ NE-TE-GUM ŞER TIRİĞAHOEN =

       alnının ortasına kurşunu isabet ettirmektir.
29) NE-GU kelimesi de gözün içi, merkezi demektir.
30) NE-GUM ZI GOR YİLHİN = gözünün içinde, gözünde (kötü) bir şey olmak, bir şer, bir cürum işlemek üzere

       bulunmayı ifade eder.
 

       NEGU = Gözün içi’ne üç ayrı kavram girer:
   a- Bir cisim batabilir.
   b- Takdire mazhar kişi, mecazen göze girer.
   c- Bir de, ANI, HAYAL gibi canlanan bir görüntü de gözümüze girebilir ve film şeridi gibi resmi geçit yapabilir.
31) NEGUM KI XHEWOEN = gözün içine maddi bir şeyin vurması yani batmasıdır.
32) NEGUM JEHAN = Herhangi bir olumlu özelliği nedeniyle takdir edilen birinin mecazen göze girmesidir.
33) NEGUM KI JEBGKEN = gözün içine atlayan kelime anlamıyla ve zeka, beceri, atiklik gibi vasıflarla ister

        istemez kendini sevdirmek, ani ve zoraki kendini kabul ettirmektir.
       Yine, göze atlayan anlamındaki NE JEBGKE tanımı da, böyle afacan kişiye isim olmuştur.
34) NEGUM KI JEHAN = gözün içine (bir hatıra, bir tahayyül gibi) bir görüntünün girmesi;
35) NEGUM KI JEHOEN = böyle bir görüntünün gözün içine düşmesi, aniden canlanması;
36) NEGUM JEGKİN = Anıların göz içinde geçişmesi, adeta resmi geçit yapması;
37) NEGUM JEGKİJİN = Bu hatıraların gözümüzde yeniden canlanmasıdır.
       Yukarıdaki Göz içi = NEGU kelimesinden başka ve benzerliği nedeni ile onunla karşılaştırılabilecek bir de

       NE-GK’U kelimesi var ve gözlerin bulunduğu yanakları, çehreyi ifade eder. Okunuşu; Yakışan ve yakışmayan  

       (yani ayıp) anlamındaki YEGK’U / YEMIUGK’U gibi seslendirilir.
Örneğin;
a) PLA = kızmış, kızarmış kelimesi ile yapılan NE-GK’UPLH; kızarmış yanağı, yani alyanağı tanımlar.
b) HA NEGK’U denildiğinde köpek suratlı denmiş olur, mecazen (köpek gibi) arsız, utanmaz, yüzsüz demektir.
c) Yİ NEGK’UM UPLE MIHKUN = suratına bakılmaz kötü kişi,
d) Yİ NEGK’UM DAWRU WUİPLEN? = (utanmadan) yüzüne nasıl bakarsın?
e) NEGK’UR ZEEHAN yahut ZEXHEHAN = çehrenin bulanması, karma karışık olup birbirine girmesi, kelime

     anlamıyla, kızma ve üzülme neticesi suratın asılması,
f) NEGK’UR ZIUXHİJIN = Yukardaki surat karışıklığının açılması, kızgınlık ve üzüntünün dağılıp uzaklaşmasıdır.
38) NEGK’UR GUM Yİ ĞUNGES = yüz kalbin aynasıdır anlamındadır.
39) NE-PE-GU: NA-PE = Göz ve burnun tanımladığı yüz, surat demektir. NE-PE-GU ise, (mesela, yumruğu

        yerleştirmekle övünülen) suratın ortasını ifade eder.
40) Aynı şekilde, PE-GU = burnun ortasını,
41) Sırt anlamındaki JZIB kelimesi ile yapılan JZIB-U-GU kelimesi sırtın ortasını,
42) Çok kullanılmasa bile, A-JZIB-U-GU = elin sırtının (el üstü = A-JZI-U’da denilen) elin dışının tam ortasını,
43) Bel anlamındaki BĞİ ile yapılan BĞİ-GU kelimesi de belin ortasını,
44) Göğüs, döş ifade eden BĞA ile yapılan BĞA-GU kelimesi de göğsün, döşün ortasını gösterir.
45) Et anlamındaki LI eklenerek yapılan ve pişmiş tavuğun makul bir parçası olan BĞA-LI-GU-BE kelimesi de

       Göğsün orta eti anlamındadır. Bu kelimedeki GU-BE bölümünün aslı Ön ve Bağır anlamıyla GU-PE olabilir ve

       bu takdirde BĞA-LI-GU-PE; daha açık bir şekilde göğüs önü eti demektir.
46) BZE-GU = Dil organı:
       Evvela, BZE; konuşulan dil, yani lisan ve aynı zamanda bir lisana mensup (ona ait) söz demektir. Örneğin,   

       TURKUBZE = Türkçe, ADIYEBZE = Adığece, KHABARDEYİBZE = Khabardeyce, HATIKOYIBZE = Hatıkoyca gibi.
       Bu BZE kelimesine (bir fonksiyonun merkezi yani organı) anlamıyla GU eklendiğinde ise, konuşma organını  

       isimlendiren BZE-GU yapılır. Ve bu zengin kelime aynı zamanda Tad alma duyusunu fiilen gerçekleştirdiğimiz

       dilleme / dilimizle yalama anlamındaki YEBZEYİN kelimesini de içerir. Özetle, BZE-GU; öncelikle konuşma ve

       bu arada yalama / tat alma organı olan dildir.
47) Yİ BZE-GU KI HURİDZIN = dilini fırlatarak birine göstermektir.
48) Basit anlamlarıyla dil-kalp-burun gibi enteresan bir üçlüden oluşan BZE-GU-PE kelimesi de; konuşma ve tat  

       alma organının burnu, yani dil ucu dur.
49) BZE-GUM yahut BZE-GU-PE-M ULHIN / UTIN deyimi, hatırlanmak üzere bulunan bir şeyin dilin (ve U =

       dudağın) ucunda olmasını ifade eder.
50) BZEGUR SE YİXHA / YİXHIĞ = Dil, yalın (kınından çıkarılmış) bıçak (kılıç) gibidir.
51) S’UH LHEPKIM YİPSER YİBZEG’U = İnsan soyunun canı dilidir.
52) BZEGUM S’UHXHER ZIREYĞAŞXHIJ = Dil insanları birbirine yedirir.
53) BZEGUM DUNEYR YE’AT = Dil, dünyayı kaldırır.
54) FOWUBZEGU ZIHOJIN = Menfaat için birine bal dilli davranmak, tatlı dil dökmektir.
55) BZEGU AFV’U, GU VFEY tanımlaması = Dili tatlı da kalbi pis anlamındadır.

     Ana kaide olarak, yalın haliyle BZE sözcüğü lisan/söz demek ve organ anlamıyla GU eklenerek yapılan BZE-GU kelimesi de konuşma organı Dil’i ifade etmekle birlikte, sözün gelişine uygun olarak “Lisan/söz” ve “dil organı” kavramları, biri diğerinin yerine ve bazen her iki manayı da içerecek şekilde kullanılmıştır. Mesela Türkçe ve Arapça’da olduğu gibi pek çok lisanda da Dil kelimesi hem konuşulan lisanı hem de konuşma organını ifade eder. Çeşitli örnekler:
a) BZE-A-GO = Küt dilli, dili küt yani dilsizdir.
b) BZE-MI-U’ :
Evvela OEN = Söz söylemek, seslenmek, ünlemek anlamlarını taşır. ĞA-OEN = söyleneni ünletmek, (haberi) yaymaktır. Söyleneni söylemek anlamındaki OER OETEN kelimelerinden kısaltılarak yapılan ORUWATE; Söylenti’dir ve kısaca nakleden kişiye de denebilir.
THA-OEN = Tanrıya seslenmek, arz etmek anlamıyla Dua ve Tanrı ismi anılarak, Allah adı (veya mukaddes bir şey) üzerine yapılan Yemin’dir.Söz konusu OEN fiilinin kökü U = Dudak ve fiilin aslı da U-EN olup, Dudaktan seslenmek’tir. Çekiç yahut patlayan top sesi için de U-EN yahut O-EN fiili kullanılmakta ise de aslı, dudaktan, hatta insan dudağından ses çıkarmak ve hatta anlaşılır söz çıkarmak, (PSELHEN gibi) Söylemek’tir. Aynı kökten Dinlemek anlamında üretilen DE-OEN / YE DE-U-N kelimelerinin aslı da, bu Söyleneni dinlemektir ve atalarımız:
aa) BP’OEN NAHRE DE-OEN = Konuşmaktan ziyade söz dinlemek (iyidir).
bb) WU MI-DA’OME VU OE-HKUN = Söz dinlemezsen ünlenirsin, yani ZI-MI-HK’U / MI-JE = Bir olmaz / yapılmaz şey yaparsın da, kötü bir namın, söylentin olur demişlerdir.

     Netice olarak, Dil anlamındaki BZE sözcüğüne olumsuzluk eki “MI” ile OEN fiilinin kısaltılmışı “U” eklenerek yapılan BZE-MI-U’ kelimesi; seslenemeyen, söz söyleyemeyen dili, yani BZE-A-GO gibi Dilsiz’i tanıtır ve mecazen derdini anlatamayan, adet-görenek bilmeyen anlamı da vardır.

56) ZİBZE-GU (ZİBZE) WUMIJŞEM WUAXHEHAME WU BZE-MI-U’ = Lisanını bilmediğin topluluğa girersen dilsiz

        sayılırsın.
c) Meramını anlatamadıkları için şefkate muhtaç hayvanlar da, BZE Zİ-MI-A THAMIŞGKE = dili olmayan zavallı

     yaratıklar olarak nitelendirilmişlerdir.
d) Bütünün bir bölümü, genellikle yarısı olmayan = NIKO ve diğer bölümüne muhtaç = HO-NIKO kavramları ile

     yapılan BZE-NIKO kelimesi; tam ve mükemmel konuşmaya muhtaç, yarı/noksan dilli, yani peltek-pepe (ve

     biraz da adet-görenek bilmeyen) kişiyi ifade eder.

57) BZE-GU-REF kelimesi de; sürüklemek, oradan oraya sürüklemek anlamındaki LHEFIN / ZIRİLHEFEN

       fiillerinden üretilmiş ve dilini ağız içerisinde oradan oraya sürükleyen, rahat kullanamayan anlamıyla peltek,

       pepe demektir.
e) Sağlam anlamında BIDE kelimesi ile yapılan ve Türkçe “ağzı sıkı” deyiminin karşılığı olan BZE BIDE = Sağlam

     dil, sıkı dilli;
f) ZİBZE BIDEM NASIP YİES = Dili sıkı, sağlam olanın, yani sır tutabilenin, geveze olmayanın şansı vardır,  

    kısmetlidir.
g) Bir şeyi sakınmak, koruyup kollamak, hata yapmamaya dikkat ve itina göstermek anlamındaki HO-SAKIN fiili

     ile yapılan BZEM HOSAKIN / HO-M-SAKIN = Diline hakim olup, sakınmak ve karşıtı, sözünü sakınmamak, hiç

     dikkat etmemek;
h) WUİBZEM KI-U-HAR JUMUA = dilinin ucuna uğrayanı (geleni) söyleme!
i) Çok kötü bir söz söyleyen için denen WUİBZER PUH = Dilin kopsun;
j) WUİBZER (WUİJER) WUBID = dilini (ağzını) tut, gevezelik etme;
k) YİBZER YİWBUDAS = Felç gibi bir hastalık sebebiyle dili tutuldu veya aşırı heyecan, şok gibi bir nedenle nutku

     tutuldu, konuşamaz oldu anlamındadır.
58) Sert bir şeyi yumuşatmak, pelte hale getirmek ve bağlı bir şeyi çözmek anlamındaki ĞA-TDE’TEN fiili ile

     yapılan Yİ BZE-GU (Yİ BZE) KE ĞA-TE’TEN = dilini yumuşatmak, çözmek yani konuşmayanı konuşturmak;
59) BZEGUR ZE VFENEN = dilin takılıp dolaşması, yani bir an için konuşamamak;
l) YİBZEM YEDZEKAJİN = Kazara veya pişmanlık yahut şaşkınlık belirtisi olarak kendi dilini dişlemek yani

    ısırmaktır.
m) ZEZ = safra; NAHRE NAH = bir şeye kıyasla daha, DİG = Acı-buruk-ekşi; FOW = bal; AFV = tatlı, GATE = kılıç,

      JAN = keskin anlamında olmak üzere; “BZER, ZEZIM NAHRE NAH DİG, FOWUM NAHRE NAH AFV, GATEM NAHRE

      NAH JAN” atasözü; “Söz, safradan acı(buruk-ekşi), baldan tatlı, kılıçtan keskindir” anlamındadır.
n) BZE kelimesine birleştirici “A” sesi ile birlikte, kötü anlamına gelen GE eklenerek yapılan BZE-A-GE = Söz

     bakımından kötü, yani arsız demektir. Her türlü huysuzluk için de söylendiği gibi, yerine göre biraz da takdir

     içeren korkusuz, yiğit anlamında da kullanılabilir.
o) Yukarıdaki BZEAGE = Arsız kelimesine, yine kötü, fena anlamındaki EY ilavesi ile kısaltılarak yapılan, yani BZE

     kelimesine kötü anlamında iki ayrı sözcük; GE ve EY takılarak türetilen BZEGE-Y ise; Arsızın kötüsü, iyice

     arsız, çok arsız demektir.
p) Ağız = JE kelimesi ile yapılan JE BZAGE ise, Arsız ağız yahut, Ağız ve dili kötü, yani incitici, acı sözlü kişidir.
q) Tek başına kullanılmasa bile, aynı şekilde NE = göz kelimesi ile yapılan NE-A-GE kelimesi de; göz bakımından

     kötü, yani sert, fena bakışlı demektir. BZEGE-NAGE ikilisi de; hem dili, hem gözü kötü, yani sözü ve bakışı acı,

     saldırgan, tehditkar, bu haliyle toplum dışı, kısaca yaramaz-kötü kişiyi anlatan bir deyimdir. (FE-A-GE sıfatı

     da derisi, yüzü kötü kelime anlamıyla çirkini ve soluk benizliyi tanımlar.)

Yukarıda (m-n-o-p) şıklarında yazılı ve BZE = Dil-söz köklü olup özetle arsız-huysuz ifade eden BZE-A-GE grubu kelimelerin;
- başına (göreceli olarak) “daha” anlamında NAH getirilerek, daha arsız, kötünün kötüsü,
- yahut sonlarına “oldukça” anlamında DIDE veya ŞE ekleri takılarak oldukça arsız,
- veya, “çok” anlamında KOD veya BE ilavesi ile çok arsız
anlamında yapılan bileşik kelimelerle kavramlar zenginleştirilmiştir. Örneğin;
NAH BZEGE NAGE WU-M-ĞOTIN = Daha huysuz/yaramazını bulamazsın;
BZEGE DIDE = oldukça arsız, iyice yaramaz;
BZEGE-Y-I-ŞE = oldukça arsızın kötüsü;
KODU JE BZAGES = Ağız ve söz bakımından çok arsız.

BZEGU/BZE kelimelerine götürmek, taşımak anlamındaki (HIN) fiili takılarak türetilen kelimeler:

60) BZEGU-HIN = Söz götürmek’tir. Olumsuzluk eki “MI” ilavesi ile yapılan BZE-MI-H = Söz götürmeyen

       demektir.
61) Bunun tam karşıtı BZE-GU-H ise; Söz götüren, insanlar arasında söz taşıyan, yahut taşıyıcı dil kelime

       anlamıyla dedikoducu’nun sıfat ve ismi olmuştur.
62-63) BLI = 7 sayısı olmak üzere dedikoducunun vasfı da BZEGUHIR (BZEGURIHIR) BZEGU-İ-BL atasözüne

      göre, dedikoducu sadece duyduğunu taşımakla da kalmaz, bildiğine pek çok ilave ve iftiralar da katar, adeta

      yedi dillidir.
64) YİXHİN = İçinden çıkarmak fiiliyle yapılan GU-R-İXH (GUR YİZİXH)= Yüreği yerinden çıkaran demektir.
       BZEGUH GURİXH ikilisi de; dedikoducunun yürek çıkaran, yani yürek hoplatan, can yakan türünü tanımlayan

       bir deyimdir.
65) BZEGU ZIREYHA = Yanında her zaman dedikodu türü malzeme taşıyor, hazır bulunduruyor, hep dedikodu
yapıyor;
66) BZEGU HO-HIN = Birisi hakkında/aleyhinde söz götürmek, dedikodu yapmak;
67) BZEGU ZE-HO-HIN = Birbiri aleyhine söz götürmek, karşılıklı dedikodu yapmak;
68) Yeniden geri taşımak, yani geri getirmek anlamındaki KI-HUİ-HI-JIN kelimesiyle yapılan ve Türkçe “dilinin

      belasını çekmek” deyimine benzeyen YİBZEGU KIHUİHIJIN deyimi de; kişinin başkası aleyhine dedikodu ile

      amaçladığı kötülüğü, yahut karşılık olarak hakettiği belayı, dilinin kendisine geri getirmesi’dir.

“GU” sözcüğüyle yapılan ve bir iş merkezi, yol, bölge-alan-arazi, coğrafi alan, ülke-vatan, dünya-yeryüzü, gökyüzü gibi, özetle en küçüğünden en büyüğüne kadar BİR YER ifade eden kelimeler:
Evvela, yukarda geçen A-GU, LHE-GU gibi kelimeler de, “merkezi” anlamlarının yanında, bu grup kavramla da ilgilidir ve bedenin yahut organın bir bölümünü ve özellikle merkezinin, tam ortasının etrafındaki küçük bir alanı ifade etmektedirler. Ve özellikle, LHE-PE-GU = Ayak ucu bölgesi, ayağın dışında küçük bir alandır. Şöyle ki:
69) JZE-GU = Ocak:

 

 

 

JZEN = Pişmek ve ĞA-JZEN = Pişirmek fiilinden kısaca alınan JZE ile, buradaki özel anlamıyla (bir fonksiyonu

      ifa yerini, iş merkezini) ifade eden GU sözcüğü birleştirilerek; Pişme yeri, pişirme merkezi, yani ocak demek

      olan JZE-GU türetilmiştir.
70) BJE-GU = Avlu:
       “Kapı” karşılığı BJE kelimesine “Alan-bölge” anlamıyla GU sözcüğü eklenerek yapılan BJE-GU kelimesi, -

       binanın içinde değil, dışında kalan bölge olmak üzere- kapı (önü) alanı, yani avludur. (Buna benzer bir de,

       kapı önü demek olan BJE-U-PE kelimesi de vardır.
71) ĞO-GU = Yol:
       Tartışmasız “yol” demek olan bu kelime, eki, bileşiği olmayan, yani tek ve bütün bir sözcük olabilir. Ancak,

       özellikle aşağıda açıklanan ve GU sözcüğünün bölge-alan-saha ifade eden manasıyla türetilmiş kelimelerin

       çokluğu ve muntazam silsilesi nazara alındığında, ĞO-GU kelimesinin de GU sözcüğüyle türetilmiş olması 

       kuvvetle muhtemeldir. Şöyle ki:
       ĞO = Yuva, in demektir. ĞO-A-NE kelimesinin delik ifade etmesi de, atalarımızın ilk tespitine göre İnin gözü

       kelime anlamında teşekkül etmiş olacak. Ve ĞO-NE-DES denilen tahtakurusu ismi de; tahtaya oyduğu Yuva

       gözünde, yani deliği içerisinde oturan anlamındadır. Hepsi birer filozof icadıdır.
      (ĞO sözcüğünün konumuzla ilgisiz ikinci anlamı da Sarı olup, yukarıdaki Yuva gözü = ĞO-A-NE kelimesinin 

       tam ters-yüz edilmesiyle yapılan NE-A-ĞO kelimesi bu defa, Sarı Göz, yani sarışın demektir ve dili bilen

       bunları hiçbir zaman karıştırmaz.)
       Söz konusu Yuva = ĞO kelimesine, bölge-alan anlamıyla GU sözcüğü eklenerek yapılan ĞO-GU ise; Yuva

       bölgesi, yani yuvaya geliş gidiş alanı’nı ifade eder. Bu saha, öncelikle yuva sahibinin ve yuvasına gelen-

       gidenin (KA GK’O / NA GK’O) kullanıldığı bir güzergah olup, iptidai (ilk, basit) oluşumu yuvadan ve BJE-GU =  

       Avlu’dan başlar, haliyle ince uzun bir alandır, dönüp dolaşıp gelinecek yer yuvadır, her yol yuvaya çıkar ve 

       her yuvanın zorunlu olarak bir yolu olacaktır. Özetle, ĞO-GU kelimesi öncelikle yuva ile ilgilidir. Sonradan

       zamanla, her türlü geliş gidiş istikamet ve güzergahına da, yuva manası hiç hatırlanmaksızın Yol = ĞO-GU

       denile gelmiştir.

Not: Av. Mustafa Domaniç’in de önemli katkısı bulunan bu yazı, ĞO-GU ile ilgili pek çok kelime ve deyim örnekleriyle devam edecektir. Eleştirilerinizin 0 212- 244 54 52 numarasına fakslanması temenni olunur.
 

Özel Eğitim Ödülü

KAF-DAV 2009 Yılı Hizmet Ödülü

KAF-DAV 2006 Yılı Hizmet Ödülü