Kafdav Giriş






Şifrenizi mi kaybettiniz?
Kayıt Olunuz
PDF Yazdır

Sitemizin sayın ziyaretçisi,

Öncelikle “Kafkas Araştırma Kültür ve Dayanışma Vakfı ''KAF-DAV” sitesine hoş geldiniz. Dilerim memnun kalır, bundan sonraki ziyaretlerinizde, sitemizden hem yararlanır hem de şimdilik var olan birçok eksiğimizi tamamlamak için katkılarınızı esirgemezsiniz. 

Vakfımız hakkında sizi kısaca bilgilendirmek istiyorum. 86 duyarlı hemşeri bir araya gelip toplam 25 milyar TL.sı ile 2000 yılında kurduğumuz KAF-DAV, statüsü itibariyle Kuzey Kafkaslı toplumun diğer Vakıfları gibi klasik bir vakıftır. O’nu farklı kılan hedeflediği şeyler ve yapmak istedikleridir. 

Antik çağlardan beri Kafkasya’nın yerli halkları olarak yaşayan Çerkesler’in torunları olduğumuzu, eşi örneği çok az olan bir tarihe ve kültüre sahip bulunduğumuzu hepimiz değilse bile birazcık kitap okuyan kesimimiz özellikle de genç kuşaklarımız biliyorlar. Kafkasyalı, Avrupalı, Ortadoğulu, Rus ve Amerikalı birçok  bilim adamının ve gezginin son yıllardaki yayınları her şeyi gayet açık olarak ortaya koymaktadır.     

Toplum olarak; son 15-20 yıl içerisinde Türkiye’de yayınlamış olduğumuz kitap sayısı 300’ü aştı. Ne var ki bunların içerisinde akademik araştırmalarda kaynak olarak alınabilenlerinin sayısı iki elin parmakları kadar bile değildir. Çünkü; toplumumuzla ilgili araştırma ve yayınların çoğunluğu, akademik derinlikten ve disiplinden uzak, akademik kurumların dışında ve kısmen de dernekçilik anlayışı içerisinde üretilmiştir. Öyle olunca da, bir kısım yayınlarımızda tarihsel açıdan tutarsızlıklar, çelişkiler, yanlışlıklar ve eksiklikler de kaçınılmaz olmuştur.

Türkiye’deki akademik çevrelerce Sosyal Bilimler alanında en az araştırılan etnik grupların başında ne yazık ki, Çerkesler gelmektedir. Sebebi de çok açıktır. Çerkes toplumuyla ilgili akademik çalışmaları, her kademeden akademisyenleri ve akademik faaliyetleri bu güne kadar kurumsal bir çerçeve içerisinde destekleyememiş, organize edememiş olmamızdır.

KAFDAV’ı kuran kadrolar olarak, antik bir tarihe ve kültüre sahip olmamıza rağmen Çerkes insanını ve geçmişini önce kendi insanımıza sonra da günlük yaşamı paylaştığımız diğer gruplara doğru bir şekilde tanıtamamış olmamızın üzüntüsünü değişik vesilelerle acı acı yaşadık ve sonuçta çözüm için  “Kafkas Araştırma Kültür ve Dayanışma Vakfı= Kafdav”ı kurmayı görev saydık.

Akademisyenlerin tavsiyelerini dinleyip emsal kuruluşları inceleyerek sınırlı amaçlar seçtik:

*Çerkes tarihi ve kültürü ile ilgili araştırmalar yapan her kademeden akademisyen ve akademisyen adaylarının koordineli olarak desteklenmesi, onlara materyal temini ve mümkünse yarışmalar ve ödüllerle teşvik edilmeleri,

*Kafkas Tarihi ve kültürüyle ilgili Kafkasya başta olmak üzere hangi dilden ve hangi ülkede yayınlanmış olursa olsun tüm yazılı kaynakları olan güçlü bir araştırma kütüphanesinin oluşturulması,

*Yetenekli gençlerimizden yeteri kadar uzman (Tarih, Filolojiler,Arkeoloji, Antropoloji, Etnoloji, Sosyoloji, Siyaset Bilimi- Uluslararası İlişkiler …) yetiştirilmesi,

*Toplumumuzun; önümüzdeki 4-5 yıl içerisinde güçlü arşivi ve yeterli uzmanları olan bir “Kafkas Bilimsel Araştırma Enstitüsü” ile “Kafkas Kültürü Müzesi”ne kavuşturulması,

*Kafkasya’daki,Türkiye’deki, batılı ülkelerdeki Üniversiteler ve Araştırma Kuruluşları ile yakın ilişkiler tesisi ve ortak araştırma ve yayın çalışmalarına yönelinmesi,

Belirtilen amaçlar ışığında 2009 yılı Şubat ayının ilk günleri itibariyle bazı adımları atıp kısmen mesafe de aldık. Şöyle ki;

  • Arşiv ve Müze için şimdilik yeterli, bir daireyi mülk olarak satın alıp içini yaptırdık.
  • 50 civarındaki akademisyenle diyalog kurup, 13 kişilik Bilim Kurulu ile 6 ayrı alanda Çalışma Grubu oluşturduk.
  • Sohum, Maykop, Nalçik, Wladikafkas ve Çerkessk (Merkezdeki) Bilimsel Araştırma Enstitüleri ile diyalog kurduk karşılıklı yayın takası yapıyoruz. (Mohaçkale ve Grozni de sıradadır.).
  • Bu Enstitülerden ve yayıncı kuruluşlardan faydalanarak Abhaz-Abaza, Adıge-Kabardey diyalektleri ile Osetçe ve Rusça (Tamamının içeriği Kafkas Halklarına aittir) 1330 kitap ile Alşara-Zekoşnığ-Oşhamahue- Daryal adlı kültür dergilerini arşivimize kazandırdık.
  • Batılı yayıncıların son 200-300 yıllık Kafkasya konulu yayınlarını tarayarak 500 kitabın  ve St. Petersburg kütüphanelerinden de 490 kitabın künyesini belirledik, sırasıyla getirteceğiz.
  • Yetki verdiğimiz 3 arkadaşımızın 8 aylık çalışmayla Osmanlı Arşivinde var olan ve bizi ilgilendiren 37400 belgenin künyeleri ile özet bilgilerini edindik, 1000 kadarını arşivimize kazandırdık. Henüz bilgisayarlara yüklenmemiş olan Osmanlıca belgeler arasında bulunan ve bizimle ilgili olan belge sayısı da tahminlerimizin ötesindedir. Edindiğimiz künye özetleri bile bir çok konuda yanlış bilgilere sahip olduğumuzu ortaya koyar niteliktedir. O nedenle tüm belgeleri bir an önce edinip araştırmacıların emrine sunmak istiyoruz.
  • Son dört yılda 27 eseri okurlarına kazandıran “Kafdav Yayıncılık İşletme”mizin adını 2008 de “Kafkas Bilimsel Araştırma Merkezi ve Yayıncılık İşletmesi” olarak değiştirip bilimsel araştırma ve yayınlara ortam hazırladık. Bu işletmenin yönetimini de yakın tarihte genç akademisyenlere devredip onların yönetiminde üzerimize düşeni yapmaya hazırlanıyoruz.
  • Şu anda Adıgece, Abazaca, Osetçe, Çeçence, Dağıstanca, Rusça, Türkçe, Arapça, Almanca, Fransızca, İngilizce, Osmanlıca, ağırlıklı olmak üzere 3200 cilt kitap, 1000 den fazla yerli-yabancı dergi, çok sayada tez çalışmaları,1500 den fazla makale, 54 CD dolusu İngiliz-Osmanlı- Tiflis ve S. Petersburg arşivlerinden getirttiğimiz materyal de tasnif edilmeyi beklemektedir. Keza, müzik arşivinin oluşturulması için yüzlerce küçük kaset, VHS, CD, DVD gibi materyalimiz vardır. İşin uzmanı olan bir kişi tarafından tasnif edilmesi  ve hizmete sunması için bekletilmektedir.
  • Master-Doktora yapmak üzere Nalçik Üniversitesine Tarih mezunu 2 kızımızı gönderdik (ne yazık ki, henüz mali katkı veremedik). Kaynak temin edip en az 5-6 alanda da uzmanlaşmaları için gençlerimizi göndermek istiyoruz.


Özetle, Bilimsel Araştırma Merkezi ile Müze’yi kurmak, bilimsel araştırmalara ve yayınlara geçmek, çok sayıda akademisyen ve akademisyen adayının tez çalışması yapmasını sağlamak,, yayınlarımızı Üniversiteler ve araştırma kuruluşlarına ücretsiz olarak ulaştırmak,bilimsel bir dergi yayınlamak ve bilimsel organizasyonlara başlamak istiyoruz. Ancak kaynaklarımız yeterli değildir.Vakfın yöneticileri olarak ücret talep etmeksizin ve cebimizden de ilave ederek alt yapı çalışmalarını bu günlere getirdik. Artık sıra sizlerdedir ve yönlendireceğiniz duyarlı, halkını, tarihini ve kültürünü seven ve imkanı olan dostlarınızdadır.

Son birkaç yıl içerisinde yaşadığımız bazı olaylar, gelişmeler ve yayınlarda karşımıza çıkan olumsuz yaklaşım ve değerlendirmeler; bilimsel verilere dayalı yayın eksikliğimizin ne denli önemli olduğunu çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Örneğin, hiçbir koşulda 4,5 milyonun altında olması mümkün olmayan Türkiye Çerkeslerinin demografik durumunu, sosyolojik değişim ve gelişimini şimdiye kadar bilimsel çalışmalarla ortaya koyabilmiş olsaydık, nüfus sayımız; bir gazetenin kamu oyu araştırmasında 210.000; bir araştırmacının 1997 yılı baskılı eserinde 1385.000, aynı yazarın 9,5 yıl sonra yeniden basılan ve aynı adı taşıyan (2007 yılı baskısı) eserinde nüfus genel artış eğiliminin tam tersine  1100.000 eksiltilerek 285.000 olarak yer almazdı. Keza, Amerikalı bazı Vakıfların vermiş olduğu bilgiler de aynı paralelde olmazdı. Bu tür örnekler çoğaltılabilir. Birileri değişik nedenlerle hakkımızda yanlış ve maksatlı yayın da yapabilir, Çerkes olmayanları Çerkesleştirip sonra da çirkin itham ve iftiralarla onların şahsında Çerkes toplumuna saldırabilir, sayısal durumumuzu tersine çevirebilir, dünya bilim adamlarının saygıyla andığı ve yazdığı tarihi geçmişimizi çarpıtıp ideolojik maksatlarla ait olmadığımız kökenlere bağlamak isteyebilir, bu coğrafyada Çerkes kökenli insanları yok da sayabilir hatta maksatlı olarak güncel ya da tarihte kalmış bazı olayların sorumluluğunu Çerkeslere ihale etmek isteyenler de olabilir.  

Antik tarihten ve çağlar ötesinden gelen geleneklerimizin doğal sonucu olan güzel meziyetlere sahip olmamıza rağmen dağınıklığımızdan ve okuma alışkanlığımızın giderek zayıflıyor olmasından, okumaya gerek görmeden her şeyi bildiğini sanıp ileri geri konuşmakta sakınca görmeyen kimi insanlarımızdan da destek alarak toplumumuzu günah keçisi göstermeye de çalışabilirler. Bu tür gelişmelere verilecek bireysel ve cılız tepkiler ise sonucu değiştirmeye yeterli olmaz. Önemli olan kendi gerçeklerimizi bilimsel verilere dayalı olarak ortaya koymak ve sağlam kaynaklara dayanarak kitlesel tepkiler vermektir. Eğer bunu yapamıyorsak, bir araya gelip güçlü bir yapı oluşturma yerine sağcı-solcu, dinci-din karşıtı, dönüşcü-dönüş karşıtı ,Rus dostu-Rus karşıtı gibi sun’i kamplara ayrılmaya devam etmekte sakınca görmüyorsak  başkalarını itham etmeye de, kızmaya da hakkımız olmaz. O nedenle öncelikle kendi gerçeklerimizi el birliği ile ve bilimsel metotlarla ortaya koyarken, samimi araştırmacıların ihtiyaç duyacakları her türden ve her dilden kaynak materyalleri de onların hizmetine sunacak merkezler oluşturmak kendiliğinden zorunlu hale gelmektedir.

Üniversitelerde bir çok akademisyen hemşerimiz yanında tarihimize ve kültürümüze ilgi duyan değişik kökenli çok sayıda akademisyenin  olduğunu biliyoruz. Bunların her birisinin, yapacağımız araştırma çalışmalarına en azından kendi uzmanlık alanında uygulanacak metot ve sağlıklı değerlendirme yönüyle katkısını esirgemeyeceğine inanıyorum. Zaman içerisinde bu uzmanların her birisinden yardım almamız, yol-yordam danışmamız medeni bir geçmişi olan halkımız için gayet normal bir şeydir. Ancak, henüz işin başında olmamız nedeniyle ilk etapta alt yapı çalışmaları için 13 kişilik BİLİM KURULU ve O’na bağlı olarak; Tarih ve Sosyoloji, Sanat ve Sanat Tarihi, Arkeoloji-Antropoloji-Etnoloji-Mitoloji, Dil ve Edebiyat, Siyaset Bilimi-Uluslararası İlişkiler, Ekonomi, Müzik, Spor …. gibi alanlarda en az 3 en çok 5’er kişiden oluşan Bilimsel Araştırmaları yönlendirme Grupları oluşturmaya karar verip kollarımızı sıvadık. Ön görüşme yaptığımız çoğu akademisyenler olumlu cevaplar vererek cesaretlendirdiler. Geniş katılımlı ya da çalışma grupları bazında yapılmış olan toplantılarda alınan kararlar uyarınca, oldukça hızlı bir şekilde dünyanın her tarafından kitap, dergi, makale, harita, tez çalışmaları gibi materyalleri toplamaya başladık ve Şubat 2009 başı itibariyle önemli bir mesafe almış olduk. Keza, Kafkas Kültürü Müzesi temelini atma düşüncesiyle geçmişte Çerkes günlük yaşamının parçası olmuş birkaç parça objeyi de küçük bütçemizin elverdiği ölçüde satın alarak ya da bağış kabul ederek temin etmeye başlayıp ilk adımları attık.

Bilimsel çalışmalar ve yayınlar kadar önemli olan bir başka konu da Filoloji bölümü olan Üniversitelerden en az birisinde Kafkas Dillerinin okutulduğu bir bölüm açılması konusudur. Kafder ve Kaffed Genel Başkanlığım döneminde iktidardaki Hükümetlerin ilgili  Bakanlarıyla da, Rektörler ve Dekanlarla da  Üniversitelerimizin birisinde Kafkas Filolojisi bölümünün açılması konusunu defalarca görüştük ama bir sonuç alamadık. İstanbul Marmara Üniversitesinde zamanında açılan ve iki yıl sonra da kitap, kütüphane ve sekreter sağlanamadığı gerekçesiyle başka bölüme çevrilen Kafkas Filolojisi şansını yeniden yakalama gayretlerimiz ise sonuç vermemişti. Bu gün ise çok çok farklı bir noktadayız. Materyal, birikimli insan, dil bilen insan ve çalışma mekanlarıyla kıyaslanamayacak bir mesafe almış durumdayız. Ülkemizin demokratikleşme çalışmaları ve son aylarda ki gelişmeler; Kafdav’ı kurup yola çıkarkenki öngörülerimizde yanılmadığımızı göstermiştir. Bunları ifade ederken şu hususa da özellikle dikkat çekmek istiyorum. Hiç kimse Çerkesler hakkında yanlış zehaba kapılmasın. Zira, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu unsurlarının ön saflarında yeri olan bir halkız ve bu ülkeye hiçbir koşulda zarar vermez, zarar vermek isteyenlerle de aynı paralelde olmayız. Çerkesler vatansız, topraksız, medeniyetsiz, kültürel geçmişi olmayan halklar değildirler. O nedenle onlara “bölücü” sıfatını yakıştırma hakkına hiç kimse sahip değildir. Bizler, dilimizi, kültürümüzü korumak ve tarihi geçmişimizi en doğru şekliyle genç kuşaklara  aktarma mücadelesindeyiz. Arzu eden her Kafkaslı tarihi vatanına geri dönebilir, arzu etmeyen de üzerinde doğup büyüdüğü bu topraklarda ebediyen özgürce yaşayabilir.

Vakıf olarak çalışmalarımızı izleme imkanı bulabilen  bir çok dostumuz ve özellikle de gencimiz yurt içinden ve yurt dışından, iyi niyetle çalışmalarımıza katkı sağlamaya çalışıyorlar. Kimi bir kitap, kimi eski bir dergi, kimi bilimsel bir makale, kimi okuduğu üniversitenin arşivlerinden bir tez çalışmasını gönderiyorlar. Amerika’dan Duman(Şık) Çiçek şu ana kadar aramakta olduğumuz 40 adet kitabı satın alıp bağış olarak gönderdiler. Kimileri de “kitap, dergi, veya aradığınız bir materyali gönderemiyorsak da aradığınız materyalleri bizim adımıza satın alın ve çorbada bizim de tuzumuz bulunsun”  diyen mesajlar gönderiyorlar ya da 50-60 dolar veya 50-60 Euro havale çıkarmayı öneriyorlar. Bu katkıların miktarı hiç önemli değildir önemli olan o sorumluluğu hissetmek ve o bilince ulaşmaktır. 

İnanıyorum ki, gençlerimiz başta olmak üzere her bir insanımızın merkezimize yapabileceği bir katkı vardır. Yurt içinde ve dışında bilinen önemli kütüphanelerin kayıtlarını tarayıp var olan kaynaklar hakkında bilgiler göndermek bile bizim için önemli bir katkıdır. Keza, Kafkasya orijinli küçük bir eşyayı, bir belgeyi hatta eski bir fotoğrafı göndererek müzemize katkıda bulunmak da bizim için çok değerlidir.    
         
Daha fazla zamanınızı almak istemiyorum. “Vakfın çalışmaları” ile “Duyurular” bölümünde ve maddeler halinde açıklamalarımızı bulabileceksiniz. O nedenle, şu çağrıyı yaparak satırlarıma son vermek istiyorum.

“Geliniz, her birimiz;  bilimsel bir kitap, bir dergi, bir makale, bir tez çalışması, bir yorum yazısı, bir harita, Kafkasya orijinli bir eşya veya eski bir fotoğraf da benden”  diyerek katkımızı esirgemeyelim ve öncelikle  Ankara’da ve İstanbul’da birer bilimsel araştırma merkezini işler hale getirelim ileri aşamada da bu merkezleri, Devletimizin ve toplumumuzun katkıları ile Bilimsel Araştırma Enstitülerine dönüştürerek birer Üniversitenin bünyesine katalım. İnanıyorum ki, biz bizim kuşaklara düşeni yaparsak, bizi izleyen genç kuşaklarımız da toplumumuzu tanıtma bakımından o imkanları en iyi şekilde değerlendireceklerdir. ” Ankara, 02.02.2009 

Selamlar, sevgiler, saygılar. 

Muhittin ÜNAL
Kaf-Dav Başkanı